İnsan Neden Çıplak Doğar?
İnsan doğada korunmaya en çok ihtiyaç duyan canlılardan biri.
Doğar doğmaz ilk temasımızı düşünün.
Anne bedeninin güvenli karanlığından çıkıyoruz.
Bilmediğimiz bir dünyaya gözümüzü açıyoruz.
Ve o ilk korkuyla birlikte bir kumaşa sarılıyoruz.
Dünyayla ilk temasımız bir kumaşa sarılarak gerçekleşti.
Kimileri için kıyafet;
“Aman işte üstüne bir şey geçiriyorsun, gereksiz bir masraf kapısı.”
Kimileri içinse hayatla kurduğun bir temas.
Ben ikinci taraftayım.
Belki gözümüzü ilk açtığımızda tenimize değen kumaşı biz seçmedik.
Ama bugün saatlerce üzerimizde taşıyacağımız kumaşı, rengi, formu biz seçiyoruz.
Ve bu seçimler bazen sandığımızdan daha derin yerlere dokunuyor.
Kıyafetler sadece bedenimizi örtmüyor.
Bazı duygularımızı da dönüştürüyor.
İnsana kendini hatırlatıyor.
Bazen omuzlarını düşüren bir günü toparlıyor.
Bazen uzun zamandır unuttuğun bir tarafını yeniden hatırlatıyor.
Bu yüzden ben kıyafeti hiçbir zaman sadece “güzel görünmek” olarak göremedim.
Üstelik kıyafet sadece özel günlerde önem verilen bir şey de değil.
Hayatın tam içinde.
İşe giderken de bizimle.
Yorgunken de.
Kendimizi güçlü hissetmek isterken de.
Bazı parçalar yalnızca dolabı doldurmuyor.
İnsanın içinde eksik kalan bir yere de dokunuyor.
Ve belki de bu yüzden insan yalnızca bedenini örtmek için değil, kendini anlatmak için de giyiniyor.